Zaman: 07 Eyl 2010, 16:02

Tüm zamanlar UTC + 1 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 19 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 17 Nis 2009, 00:32 
Dido
Dido
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2006, 17:12
Konum: Bulutlar.
Bir zamanlar futbol sadece futbol değildi.Ki kendimi az da olsa bu konuda şaslı sayarım.
Hani amatör ruhla futbol oynayan ama efendice oynayan ve formasını terleten son jenerasyonu izledim.(Rıdvan,Aykut,Tanju,Müjdat,Tugay,Hakan,Ergün,Rıza,Şifo Mehmet,Arif,Ünal...)
Son GS-FB derbisinden sonra futboldan midem bulanmaya başladı.
Neyse sadece futbolun en güzel yönünü göstermek bâbında bir yazı eklemek maksadım.
Girizgâhta biraz da olsa derdimi döktüm,hepsi bu. :marjinal:


Alıntı:
Bert Trautmann (1923 - ... )

Resim

"Alman spor elçisi 1923 yılında doğan Trautmann için sadece futbolcu demek hakaret olur. Başardıkları düşünülünce bir mucizenin adıdır Trautmann."


"Heykeli dikilecek adam" diye bir laf vardır bizde. Mesleğinde üstün başarı gösteren ve fedakarlık yapmış her adam için bu laf kullanılır. İşte Manchester City'nin 50'li yıllardaki efsane Alman kalecisi Bert Trautmann bu lafa tamamiyle uyan bir adamdır. Zaten lafta da kalmamıştır. Gördüğünüz gibi Trautmann'ın heykeli City'nin müzesinde yerini almıştır.
Resim


Savaşta esir düşer, kurtulur. Sonra İngiltere’ye gönderilir ve orada da esir düşer. Hikâyesi zaten burada başlar. Esir kampında devamlı futbol oynanmaktadır. Bremen’de orta saha oyuncusu olan Bert bir gün kaleye konur ve olanlar olur...

St. Helens'de başlar kalecilik kariyeri. Oradan Manchester City'e transfer olur.
Mancester City, efsanevi kalecileri Hızlı Frank'in yerine bu Alman savaş esirini transfer etmiştir.
Manchester’da olanlar olur. Binlerce taraftar protesto eder bu Alman savaş esirini.Bazı kaynaklara göre kırk bin kişi toplanmıştır ve bu Alman savaş esirini istemediklerini bağırmışlardır. Her şeye rağmen Trautmann oynamaya başlar M.City için. Performansı ile yavaş yavaş taraftarın sevgilisi olur.

1956 yılında "İngiliz Spor Yazarları Yılın Futbolcusu" ödülüne layık görülür.
1956, zafer dolu olur Trautmann için. İngiltere tarihinin yılın en iyi oyuncusu seçilen ilk yabancısı olur.

Bu ödülü getiren efsane olay 1956 yılındaki FA Cup finalinde meydana gelmiştir. Fa Cup finalinde Birmingham City'e karşı epik bir performans sergiler. Wembley'de oynanan maçın 75. dakikasına Manchester City 3-1 önde girer. Bu arada Birmingham City'nin forveti Peter Murphy ceza sahasına dalar, Trautmann Murphy'nin ayaklarına yatıp topu kurtarır ama rakibinin dizi boynuna çok sert çekilde vurmuştur. Alman kaleci bir süre şuurunu kaybeder ve hakem oyunu durdurur. Oyuncu değişikliği hakkı yoktur ve Trautmann boynundaki büyük acıyla son 15 dakikaya devam etmek zorundadır. City kaptanı Roy Paul Trautman'ın ayakta dahi zor durduğunu görür ve kaleye defans oyuncusu Roy Little'ı geçirmek ister. Ancak panzer reddeder. Acı içinde son 15 dakikayı geçirir ve bu süre zarfında Birmingham'lı Eddy Brown ve Peter Murphy'nin birer şutunu daha kurtarır. Hatta sonuncusunda kendi oyuncusu Dave Ewing'le çarpışır ve tekrar tedavi görmek zorunda kalır. Maç biter, Manchester kupayı evine götürür. Trautmann aşağıdaki resimin en sağında da görüldüğü gibi ödül töreni sırasında zorlukla ayakta durmakta ve boynunu tutmktadır, madalya törenine katılan Prens Philip bile bunu farketmiştir. 3 gün sonra yapılan tetkiklerin ve çekilen röntgenlerin sonucu gelir. Trautmann'ın boynundaki kemiklerden birisi 2 yerden kırılmıştır. Bir diğeri de diğer kemiğin içine geçmiştir. Alman kaleci kırık boyunla tam 15 dakika kalede kalmış ve 2 gol pozisyonuna izin vermemiştir.

Bert Trutmann boynundaki kırıklara rağmen final maçını tamamlamıştır.İşte o fotoğraf(En sağda boynunu tutmaktadır)
Resim


Ayrıca bahsi geçen efsane maçın videosu:

1964'de jübilesini yaklaşık 130.000 gözün önünde yapar. Onu ilk gün istemeyen insan sayısı katlanır jübilesinde. Bu sefer insanlar ağlıyordur ve bir savaş esirini uğurluyordur.
Stockport County'de teknik adamlığa başlasa da, başarılı olamaz. Kulüp yönetimi ile papaz olur ve ayrılır. Almanya’ya geri dönüp hocalık yapar. Yetmişlerdeyse biraz farklı bir görev üstlenir trautmann. Kendini tamamen futbola adar. Sırasıyla burma, Tanzanya, Liberya, Pakistan, yemen ve en nihayetinde de Malta’da görev alır. Bu ülkelerde futbolu öğretir Trautmann. Bütün organizasyon şemasını yaratır.
Emeklilik hayatının tadını çıkarırken, seksendir yaşında "Obe" ünvânı (Ne demekse) ile taçlandırıldı geçen hafta kraliçe tarafından. Onu bunu bilmem ama dokuz canlı bir savaş esiri olarak ziyadesiyle şey başarmıştır Trautmann. Almanya-İngiltere arası ilişkilerde köprü olmuş, kırık boyunla federasyon kupası kazanmış ve yıllarını futbolun üçüncü dünyada da oynanması için harcamıştır.
Trautmann bugün 86 yaşında ve İspanya'da yaşamını sürdürüyor.

_________________
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 17 Nis 2009, 01:15 
Souffle...
Souffle...
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01 Oca 2009, 04:57
Gazza, yükseliş, iniş, zirve ve son çöküş.
Kendi sonunu hazırlamış cidden.
Anlamadığım tek şey iradesine hiçmi hakim olamadığı, zirvelerden, çöküşlere gelmeyi nasıl göze alabildi.

İlginç.

_________________
Yağarken duruyor aramıza düşen yağmur.


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 17 Nis 2009, 01:27 
Ağbi..
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03 Oca 2009, 01:15
Bizim ilhan mansiz gibi hayati var

_________________
Nerede acıktığın önemli değil evde yediğin sürece.


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 17 Nis 2009, 01:28 
Dido
Dido
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2006, 17:12
Konum: Bulutlar.
Alıntı:
Lev İvanoviç Yaşin-"Kara Örümcek" (D: 22 Ekim 1929, Ö:20 Mart 1990)
Resim


* "Yuri Gagarin'i uzayda görmekten daha iyi bir şey varsa, o da iyi bir penaltı kurtarışıdır."

Sovyetler Birliği Millî Futbol Takımı'nın çok ünlü bir kalecisidir. Çok atletik bir vücuda ve müthiş reflekslere sahip olduğu için çok güzel kurtarışlar yapmıştır. 189 cm. boyundadır. IFFHS tarafından 20. yüzyılın en iyi kalecisi seçilmiştir

Yashin, Moskova'da endüstri işçisi bir ailenin oğlu olarak 1929 yılında dünyaya geldi. 20 yaşına kadar II. Dünya Savaşı sırasında metal atölyelerinde çırak olarak çalıştı.

Başarılı file bekçisi, kariyerine Dinamo Moskova kulübünde başladı ve 1949 ile 1971 yılları arasında bu kulüpte top koşturdu. Bu kulüple 5 tane Sovyet Ligi Şampiyonluğu'nu ve 3 tane Sovyet Kupası kazandı. Ayrıca 1953 yılında Sovyet Buz Hokeyi Şampiyonası'nı kazandı. Bu şampiyonada yine kaleci olarak görev yaptı ve kendi takımının buz hokeyi takımında oynadı. Yashin'in takım arkadaşı, rakibi ve akıl hocası; Sovyetler Birliği Millî Futbol Takımı'nın o zamanlar kalesini koruyan 'Tiger' Khomich'ti. Khomich, Dinamo Moskova'nın Britanya turu sırasında meşhur olmuştu.

1954 yılında Lev Yashin, ilk kez Sovyetler Birliği Millî Futbol Takımı'na çağrıldı. Sovyetler Birliği Millî Futbol Takımı'na son kez çağırıldığında, 78 kere milli olmuş, 1956 Yaz Olimpiyatları ve 1960 Avrupa Futbol Şampiyonası'nı kazanmıştı. Sovyetler Birliği Millî Futbol Takımı ile 1958, 1962 ve 1966 FIFA Dünya Kupaları'nda da oynadı. Yashin Dünya Kupaları'nda oynadığı 13 maçın 4'ünde gol yemedi. 1971 yılında Moskova'da son maçını Dinamo Moskova ile Dünya Karması'na karşı oynadı.

Yashin en iyi performanslarından birini 1963 Dünya Karması formasıyla İngiltere Milli Futbol Takımı karşısında sergiledi. Wembley onun inanılmaz kurtarışlarına tanıklık etti. Tüm dünyada "Kara Örümcek" olarak tanındı. Kendine özgü siyah giyimiyle ve herşeyi kurtardığı için sekiz kollu olarak nitelendirilmesinden dolayı bu lakap takılmıştır. Ama onun taraftarları için o hep "Kara Panter" olmuştur. Genellikle bordo renkli bir kasket ile maçlara çıkardı.

Lev Yashin, Avrupa'da Yılın Futbolcusu ödülünü kazanabilen tek kalecidir ve bu ödülü 1963 yılında kazanmıştır. Ayrıca kariyerinde toplam 150 penaltı kurtarmıştır ki bu sayı, Dünya tarihinde bir rekordur. Sırrı sorulduğunda ise, numarasının sakinleşmek için bir sigara içmek , sonra da kaslarını ayarlamak için kuvvetli bir içki içmek olduğunu söylerdi.

İnsanlığa ve ülkesine yaptığı katkılardan ötürü kendisine 1967 yılında Lenin Nişanı verilmiştir. Bu nişan Sovyetler Birliği'nin en büyük ikinci nişanıdır. FIFA'nın onun adına düzenlediği bir maçta Moskova'daki Luzhniki Stadı'na 100.000 kişi gelmiştir. Bu 100.000 kişinin arasında Pele, Eusebio ve Franz Beckenbauer de vardı. Bir süreliğine Finladiya amatör lig takımlarını ve yıldız takımları çalıştırmıştır. Yashin'in onuruna Dinamo Stadı'nda dikili bir heykel vardır. 2000 yılında FIFA Yashin'i 20.Yüzyıl Dünya Takımı Kadrosu'na takımına eklemiş ve onu yüzyılın en iyi kalecisi seçmiştir.

Lev Yashin 1990 yılında öldü. Ölüm sebebi ise bir diz sakatlığı sonrası bir bacağının kesilmesiydi.

İyi bir kaleci ve iyi bir spor adamıydı. FIFA, Dünya Kupası'nda oynayan en iyi kaleciye Yashin Ödülü veriyor.



* "Bir kaleci nasıl içeri aldığı golden sonra üzülmeyebilir? İşkence yapılıyormuşcasına canının yanması gerekir! Eğer sakin kalabiliyorsa, sona gelmiş demektir. Geçmişte ne yapmış olursa olsun, o kalecinin geleceği yoktur!"
* "Yuri Gagarin'i uzayda görmekten daha iyi bir şey varsa, o da iyi bir penaltı kurtarışıdır."
* "Dünyanın en büyük iki kalecisi vardır. Biri Lev Yashin'dir. Diğeri ise Manchester'da oynamış olan Alman çocuk —Bert Trautmann (Bakınız başlıktaki ilk konu)."




İstatistikler

* Kariyerinde toplam 812 maç
* Dinamo Moskova formasıyla 326 maç
* Sovyetler Birliği Millî Futbol Takımı formasıyla 78 maç
* FIFA Dünya Kupaları'nda 13 maç
* 2 FIFA Yılın Oyuncusu Ödülü (1963 ve 1968)
* Toplam 480 kurtarış
* 150 penaltı kurtarışı

Ödülleri

SSCB

* Sovyetler Birliği Buz Hokeyi Şampiyonası'nda 1 altın madalya
* Sovyetler Birliği Futbol Şampiyonası'nda 5 altın, 5 gümüş, 1 bronz madalya
* 3 kez Sovyet Kupası şampiyonu

Uluslararası

* Olimpiyatlarda 1 altın madalya
* Avrupa Futbol Şampiyonası'nda 1 altın madalya
* Avrupa Futbol Şampiyonası'nda 1 gümüş madalya

Diğer Başarıları

* Avrupa'da Yılın Futbolcusu "Altın Top" Ödülü (1963)
* FIFA Dünya Kupası 4.lük (1966)
* 3 kez Sovyetler Birliği'nin En İyi Kalecisi Ödülü (1960,1963,1966)
* Dinamo Moskova ile 22 sezon (1950-1970)
* Lenin Madalyası (1967)
* Olimpiyat Madalyası (1986)
* FIFA Özel Ödülü (1988)
* Sosyalist Çalışkanlık Kahramanı Madalyası ve bu madalya ile birlikte verilen Lenin Nişanı (1989)
* FIFA'nın seçtiği 20. Yüzyılın Takımı'nda kaleci (2000)
* UEFA'nın 50. yılında Rusya Futbol Federasyonu'nun seçtiği son 50 yılın en iyi Rus futbolcusu ödülü (Kasım 2003)


:marjinal:

_________________
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 17 Nis 2009, 01:30 
Souffle...
Souffle...
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01 Oca 2009, 04:57
Soci yazdı:
Bizim ilhan mansiz gibi hayati var


Kesinlikle he..
Yazık oldu onada.
Altın golmuydu ne meşhur olduydu..
Şimdi yok bile.
Dizilerde vs :)
Alkolik olmaktan iyidir tabi.

_________________
Yağarken duruyor aramıza düşen yağmur.


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 17 Nis 2009, 01:36 
Ağbi..
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03 Oca 2009, 01:15
bizim BJK nin eski kalecisi Mrmic gibi kurtariyor serefsiz

_________________
Nerede acıktığın önemli değil evde yediğin sürece.


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 01 Tem 2009, 14:58 
Dido
Dido
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2006, 17:12
Konum: Bulutlar.
Alıntı:
Manuel Francisco dos Santos - Garrincha
(d. 28 Ekim 1933 - ö. 20 Ocak 1983)

Resim


"O küçük bir çocuktu
Kuşlarla konuşurdu."



Garrincha, doğduğunda bir bebek için çok küçük olmasının yanısıra bacaklarında anatomik bozukluklar vardı. Sol bacağı içeri sağ bacağı ise dışarı doğru çarpıktı. Ayrıca sağ bacağı da sol bacağına göre 6 santimetre daha kısaydı.Bacaklarındaki bozukluk yüzünden ne zaman nasıl bir çalım atabileceğini rakip defans asla kestiremiyordu.Kusuru onun yeteniğiydi. Yine de Garrincha tüm zamanların en iyi top sürücülerinden biri olarak kabul edilir. Futbol kariyerinde hep sağ açık olarak oynamıştır. Topu aldıktan sonra en son noktaya kadar taşırdı, kaleye şut atması veya gol pası vermesi gerekmedikçe hemen hemen hiç pas vermezdi. Futbolu yalnızca zevk aldığı için oynayan Garrincha'nın bu oyuna karşı aşırı bir düşkünlüğü vardı. Bacaklarındaki bozukluk yüzünden kıkırdak problemleri yaşayıp eskisi gibi futbol oynama şansı kalmadığı zaman üzüntüden kendini alkole vermişti.

Resim


28 Ekim 1933 yılında Rio de Janeiro yakınlarındaki Pau Grande şehrinde dünyaya geldi. Gençliğinde Pau Grande'deki tekstil fabrikasında çalışmaya başladı. Bu arada futbol yeteneğini de göstermeye başladı. 19 yaşındayken Botafogo Kulübü'nün seçmelerini kazandı ve ilk maçında 3 gol attı.

İlk evliliğini 18 yaşındayken sevgilisi Nair hamile kaldığı için yapmıştır. Nair evlilikleri süresince 8 çocuk doğurmuştur. Ama Garrincha'nın çocuk sahibi olduğu tek kadın Nair değildi. Rio'daki sevgilisinden 2, Dünya Kupası için gittiği İsveç'teki sevgilisinden de 1 çocuğu vardır. Son sevgilisi ise Brezilya'nın ünlü sambacılarından Elza Soares'ti. Fakat, Garrincha'nın maddi olarak kandırıldığını farkedip Botafogo'lu yöneticilerden para istemesi ile bu aşk aynı döneme denk geldiği için bu talep Garrincha'nın kadınlarla para harcamak istemesi olarak lanse edildi. Elza Soares ise "yuva yıkan, para yiyen kadın" olarak görüldü.

1963 yılında Garrincha'nın dizi kötüleşmeye başladı. Futbol hayatının sonu gelmeye başlamıştı. 1966 yılında kendi kullandığı otomobilin kaza yapması sonucu Elza'nın annesi hayatını kaybetti. Bu olayın etkisiyle intihara teşebbüs etti. Bu intihar girişiminden kurtulduysa da asla depresyondan kurtulamadı. Ayrıca futboldan da kopmaya başladı. Bu durum onu daha fazla alkole yöneltti. Elza ona yardım etmek istiyordu. Roma'ya taşındılar, ama kısa sürede Brezilya'ya döndüler. Brezilya'ya döndüklerinde Elza bir çocuk doğurdu, ama işler daha da kötüleşti. Sonunda Elza, Garrincha'yı terk etti.

Garrincha, üçüncü ve son evliliğinden bir kız çocuk sahibi oldu. Ancak artık vücudu yorulmaya başlamıştı. 19 Ocak 1983 tarihinde alkol komasına girdi. Hastaneye kaldırıldı ama komadan çıkamadı ve 20 Ocak 1983 tarihinde saat 06:00 sularında Rio de Janeiro'da öldü. Geride 10 kız 3 erkek çocuğu bıraktı. Mezarı kendi vasiyeti doğrultusunda Pau Grande'dedir. Mezar taşında şu dizeler yazmaktadır:
O küçük bir çocuktu
Kuşlarla konuşurdu.


Garrincha, birçok kulübün seçmelerine girmiş olmasına ya da girmeye teşebbüs etmesine rağmen uzun bir süre profesyonel dünyaya adım atamadı. İlk profesyonel anlaşmasını Gentil Cardoso'nun tavsiyesiyle Botafogo ile yapmıştır. 19 Temmuz 1953 tarihinde Botafogo formasıyla çıktığı ilk maçta 3 gol birden atmıştır. 1966 yılına kadar oynadığı oynadığı siyah-beyaz formalı kulüpte 581 maçta 232 gol atmıştır.

Resim


Garrincha, Brezilya Milli Futbol Takımı kariyerinde birçok başarı elde etti. İlk milli maçını 1955 yılında Maracana Stadyumu'nda Şili'ye karşı oynadı. Son milli maçı ise 1966 Dünya Kupası'nda Macaristan Milli Takımı'na 3-1 yenildikleri maçtır. Brezilya, bu 60 maçın 52'sini kazanmış 7 kere berabere kalmıştır.




Başarıları
1957 Carioca Ligi Şampiyonluğu
1961 Carioca Ligi Şampiyonluğu
1962 Carioca Ligi Şampiyonluğu
1962 Rio-São Paulo Ligi Şampiyonluğu
1964 Rio-São Paulo Ligi Şampiyonluğu
1958 Dünya Kupası Şampiyonluğu
1962 Dünya Kupası Şampiyonluğu
1966 Dünya Kupası Şampiyonluğu



:marjinal:

_________________
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2009, 00:06 
Dido
Dido
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2006, 17:12
Konum: Bulutlar.
Bu başlık altında elimden geldiğince enteresan hikayelere sahip futbol adamlarını tanıtmaktı amacım ; geçen gün Zaman'da yazan Okay Karacan'ın şaheser niteliğindeki yazısına tesadüf ettim.
Futbolu seven herkesin çok beğeneceğine inanıyorum:

Alıntı:
"Spiker Asla Unutmadı O Günü"
Adana Demirspor'un Livorno'ya yaptığı ev sahipliği, buluşmayı romantik telden yakaladı. Sol eksenli sosyal açılım "Futbol Mundial" kıvamında güzellikleri taşıdı maç gündemimize "endüstriyel futbol'a hayır!" diyerek.
Sağ bir partinin meclis üyesi, başkanı olduğu takımın sol taraftar grubuna bir küçük "sosyalist kurultay" organize ediyor ve bunu tüm ülke aynı sempatiyle karşılıyorsa, dünya futbol magazinini adım adım izleyen programcılar için harika bir fırsat doğmamış mıdır? Bu şahane işi dünyaya duyurmak isterler mi bilmem ama, benim bu sütunların takipçileri için içimde sakladığım bir "Futbol Turkuvaz" hikâyesi var.

15 yıl öncesiydi, neredeyse bugünler hatta. Adana sıcağında Türkiye Kupası kademe maçlarından birisi oynanacaktı.

Demirspor uzun yıllar Birinci Lig mücadelesi verdikten sonra İkinci Lige düşmüş, kadrosunda önemli erozyon yaşanmıştı. Ekibin tek yıldız ismi bir dönem Fenerbahçe'de oynayan B.Şenol ve K.Şenol'un varlığında Şenol 3 olarak bilinen forvetti.

Takım 5 Ocak Stadı'na gelmiş, soyunma odasında maç hazırlığını yapmaktaydı. İçeri TRT kamerası girdi, hocadan ilk onbir alındı. Şenol 3 konuşturuldu mikrofona... Ne de olsa Şenol 3'tü..

Aynı dakikalarda kırık dökük bir otobüs stada yanaşmış, Muşspor takımı oyuncuları artık eskilikten rengi atmış eşofmanlarıyla soyunma odalarına girmişlerdi, Demirspor tarafındaki odaya hakim olan bengay kokusu yerini küf kokusuna bırakmıştı beri tarafta..

Spiker kadroyu alma derdindeydi. İnanamıyorlardı maçlarının radyodan yayınlanacağına, telaşla kadroyu vermeye çalıştılar. Bir türlü numaralı 11 çıkmıyordu. Bir süre beklenildi. Sarı-beyaz formalar çıkarıldı kocaman bir çuvaldan, özenle dağıtıldı. Nihayet teknik direktör geldi ve sırasıyla verdi onbiri. Bir taraftan da spikerin çantasındaki renkli kalemlere bakıyordu gözucuyla. Teşekkür edip ayrılırken spiker,

"Keçeli kaleminiz var mı?" diye sordu teknik adam...

Spiker, takımları defterine renklerine göre işlediği için mavi ve siyahı ayırıp, kırmızıyı uzattı.

Karşılıklı teşekkür edip ayrıldılar. İşte iki takım sahadaydı. Seremoni yapılıp, oyuncular sahaya dizildiğinde gözlerine inanamadı spiker. Evet, tam oradaydı. Sekiz (8) numara kırmızı keçeli kalemle yazılmıştı oyuncunun arkasına, spikerin verdiği keçeli kalemle.

Muşspor "8" numaralı oyuncunun attığı golle 1-0 öne geçip, 8-1 kaybetti maçı.

Külüstüre yakın otobüsün önünde bekliyordu spiker maç bittiğinde. Oyuncular moralsiz birer birer girerken içeri, teknik adam keçeli kalemi iade etmeye kalkıştı. Hayır dedi spiker, 8 numaralı formayı hediye eder misiniz?

Adam baktı ve iç geçirdi.

"Sadece bir sezonluk formamız var!"

Spiker asla unutmadı o günü.

Yıllar sonra Adana Demirspor-Livorno maçındaki duygu yüklü görüntüler, kaleme alınan romantik hikâyeler bir kez daha içini acıttı.

İnternete girip, Muşspor'un internet sitesini bulmaya çalıştı. O maçın isimlerini bulabilirim umuduyla dolaştı net üzerinde. Siteleri yoktu. TFF sayfasında numarayı bulup, telefon etti kulübe, kimse açmadı.

Tek ulaştığı bilgi yıl başında Üçüncü Lige terfi maçları için 200 bin TL'ye ihtiyaç duydukları, ama bunun 125 binini güçlükle, o da esnaftan taahhüt olarak temin ettikleriydi.

Fazla kurcalamadı, çıktı net sayfalarından.

Endüstriyel futbolun kapsama alanı dışındaydı Muşspor forması...

Yazar: Okay Karacan
Zaman/ 12 Eylül 2009

_________________
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2009, 00:55 
Bir düş-tük kırıldık.
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 30 Mar 2006, 17:43
Mükemmel bir hikaye.
zevkle okudum..

_________________
.



Resim


..


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2009, 12:02 
Mor Çatı.
Mor Çatı.
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Ara 2007, 17:38
tüylerim tiken tiken oldu lem :/

_________________
...


Resim


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 16 Eyl 2009, 01:17 
Gece ...
Gece ...
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 May 2006, 07:30
Konum: Karadeniz
ligimizin bir kaç büyüğüne takılıp milyon dolarlardan bahsederken ne çok gözden kaçırıyoruz Muş ve diğerlerini:(

_________________
Gönül Bahçemin En Güzel Gülü İffetimdir, Soldurmayın!


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 22 Eyl 2009, 14:18 
Dido
Dido
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2006, 17:12
Konum: Bulutlar.
Sinema bölümüne ekleyebilirdim ama heba olurdu bundan ötürü burada arşivlemek daha doğru olur diye düşündüm. :marjinal:

Alıntı:
GENİŞ ALANDA DAR PASLAŞMALAR

Futbol ve sinema


Tartışmalar devam ederken futbol mevsimi tüm heyecanıyla başladı, vesile oldu, futbol ve sinema lişkisini mercek altına aldık
Sinemanın futbolla ilişkisi her iki durumun da seyredilesi olmasından ibaret değil ama ortak bir seyir kültürüne hizmet ettiği de söylenebilir. Popüler sinema izleyicisinin seyrialeme dalarken yaşadığı heyecan, bir fanatiğin maç izlerken kendini kaybetmesiyle özdeş bir haldir. Toplumsal cinsiyet içerisinde değerlendirecek olursak da bir kadının romantik bir film izlerken yaşadığı süreç, takımının gol attığı anda yaşadığı heyecanla yerinden doğrulan erkek seyircinin hissiyatıyla benzeşir. Futbol ve sinemanın bu anlamda benzeşen duyguları dışarı çıkarmadaki maharetinin birçok kitaba, filme konu olmuşluğu vardır.
Seyretme heyecanı dışında futbolun kendisi bizzat sinemanın konusu olur, bu konuda sinema tarihinde yüzlerce örnek bulmak mümkün. Türk sinemasına bakacak olursak da gelişkin bir futbol kültürü ve endüstrisine sahip olan bir ülke olarak sayıca yine de çok değil futbol filmleri. Hatta dizilere bile bakacak olursak mahallenin futbol takımı üzerine kurulu senaryolarla akılda kalan reyting rekorları kıran bir örnek yok. Türkiye futbol endüstrisi açısından gelişkin, dünyaca ünlü futbolcular gelip top koşturuyor, harcanan paraların haddi hesabı yok, insanlar yemiyor içmiyor maça gidiyor ya da bir şekilde seyretmenin yollarını arıyor ama beyazperdeye yansıdığında pek de ilgi çekici gelmiyor anlaşılan.
Ümit Efekan’ın yönettiği 1985 tarihli Ya Ya Ya, Şa Şa Şa filmi bir futbolcunun ünlü olma ve istediği kızı elde etme sürecinde yaşadığı deformasyonu çok güzel anlatır, kapıcının oğlu iken apartmandaki futbolcuya özenen delikanlı, babasının tüm itirazlarına rağmen gün gelir ünlü olur ve özendiği futbolcuyla benzer deneyimleri yaşamaya başlar.
Zeki Alasya ile Metin Akpınar’ın başrollerinde oynadığı, şehre hazine aramaya geldikleri seri filmlerden birinde, kazdıkları yer futbol sahasına çıkar. O sırada da sahada Kayserispor maçı oynanmaktadır, bir yandan skora bakarlar, bir yandan da yerin altından doğrularak Kayseri tezahüratı yapmayı ihmal etmezler. Futbolun en önemli özelliği zaten sınıfsal ayrıma gerek kalmadan işçi, köylü, eğitimli, eğitimsiz ya da elit, herkese hitap edebilen bir spor olması; dünyanın en zengin adamı ile en fakir adamı takımının maçını izlerken aynı keyfi alabilier.
Aziz Nesin’in eserinden uyarlanan, 1980 yapımı Kartal Tibet’in yönettiği Gol Kralı’nın başrolünde ise Kemal Sunal vardır. Âşık olduğu kızın futbol sevdalısı olduğunu öğrenen Sait, onun kalbini kazanmak için futbolcu olmaya karar verince olaylar gelişir. Film, Kemal Sunal klasiklerinden biri değildir, Aziz Nesin mizahı da perdeye yeterince yansıyamamıştır. Metin Oktay’ın kendi hayatını oynadığı 1965 tarihli Taçsız Kral da gerçekçi bir biyorafi örneği. Futbolcunun gerçak hayat öyküsüne dayanan filmin yönetmeni ise Atıf Yılmaz. Türk sinemasında az rastlanır bir biçimde başrolü ünlü futbolcu Metin Oktay’ın kendisinin oynaması filmin en önemli özelliği.

MAHALLELİ FUTBOLCULARIN KÜTÜPHANE İLE İMTİHANI
Merkezde olmasa da kıyıdan köşeden futbolla ilgili bir diğer film de Mehmet Dinler’in yönettiği 1962 yapımı Aşk Yarışı. Mahallelinin futbol izleme aşkı da kayda değer, yaşlı teyzeler bile hakeme söyleniyor. Yakışıklı bir mimar ile bir futbolcunun, tayini İstanbul’a çıkan genç öğretmen Zeynep’i elde etme çabasının komik bir şekilde anlatıldığı filmde, futbolcu Fikret -ki Fikret Hakan canlandırır- Zeynep’i tavlamak için her yolu dener, hatta futboldan başka pek bir şeyden anlamayan takım arkadaşlarını kütüphaneye üye olmaya bile zorlar. Bu sahneler Türk sinemasında futbolcunun kitapla imtihanını gözler önüne seren naçizane sahnelerdir. Kırmızı ve Siyah adlı kitabı futbolculardan biri alır, diğeri sorar: “Karagümrük forması olmasın?..” Ya da Dostoyevski’nin Suç ve Ceza klasiğine gelen yorum şöyle olur: “Hakem talimatnamesi olmasın?” Diğeri yanıtlar: “Yok be, para dalgası için yolsuzun biri kocakarıyı boğazlıyor, uyuz olmamak işten değil.”
Son döneme gelecek olursak Türk sinemasında Serdar Akar’ın futbola ilişkin bir şeyler yapmaya çalıştığını görürüz. Serdar Akar futbolu önemseyen, bunu filmlerine serpiştirmeyi seven bir yönetmen. Dar Alanda Kısa Paslaşmalar da başlı başına bir örnek. Filmde, tek amaçları Amatör Kulüpler Ligi’nde şampiyon olmak olan Esnafspor’un futbolcuları ile antrenörü Hacı’nın 80’lerde geçen hikâyesi anlatılır. Mahalle takımı olmayı, birlikteliği, baştan sona anlatan ender Türk filmlerinden biridir. “Hayat fena halde futbola benzer” düsturunu hem kullanır hem de gösterir, amatör bir takımın koskoca bir futbol endüstrisine karşı giriştiği mücadeleyi de yüceltir. Serdar Akar’ın futbol sevgisi son filmi Barda’da da kendini gösterir. Konu itibariyle çok farklı bir yere oturan Barda’da bile bir grup gencin salon futbolu oynaması Serdar Akar’ın futbol göndermesi olarak açımlanabilir. Ayrıca koyu Beşiktaş taraftarı olan ve bir Beşiktaş filmi yapması beklenilen yönetmen Zeki Demirkubuz’un bu konuda bire bir futbolla ilişkin olmasa da bir projesi var.

PEKİ YA KADIN?
Kadının futbolla kurduğu ilişki genelde erkekler üzerinden; en azından böyle bir önyargı mevcut. Diğer yandan kadın taraftarın artık daha cesur olduğunu, spor yazarlığı, spor haberleri sunma gibi konularda ilerlediğini gözlemlemek de mümkün. Hatta artık maç bile anlatıyor kadınlar. Jafer Panahi’nin İran’daki kadınların futbol merakını anlattığı filmi Ofsayt çok güzel bir örnek. Hem İran gibi bir ülkede kadınların futbolla kurdukları ilişkiyi anlatıyor hem de adını kadınların hiçbir zaman anlamadığının düşünüldüğü, ofsayttan alıyor. Halbuki dikkatli bakınca rakip oyuncuyla kale arasında muhakkak bir oyuncunun bulunmasını herkes anlayabilir. Bir grup kadının, kadınlar tuvaleti bile olmayan stada girip millî maç izleme mücadelesini anlatan Ofsayt, futbol sevgisini dışlanmış bir cinsiyet haliyle karşılaştırarak çözmeye çalışıyor.
Çok farklı bir ülkeden başka bir örnek de Gurinder Chadha’nın yönettiği Hayatımın Çalımı Beckham. Burada futbolcu olmak isteyen Hintli bir kızın gizli gizli bir takımda futbol oynamaya başlamasıyla yaşananlar anlatılır. Küçük Hintli kız hem göçmendir hem de futbol için çoktan dışlanmış bir cinsiyete sahiptir. David Beckham gibi olma hayalleri kurarken ailesine yakalanır.

NAZİ’DEN TAKIM KURMAK…
John Huston imzalı Zafere Kaçış futbol filmleri içerisinde özel bir yere sahip, hatta sadece bir futbol filmi olarak değil sinema tarihi için de önemli.
II. Dünya Savaşı sırasında çıkan propaganda olaylarını bastırmak için Nazi futbol takımının subayları, savaş mahkûmlarının kurduğu futbol takımı ile maç yapmaya girişir. Bunu kamptan kaçmak için fırsat bilen mahkûmlar maç sürerken kaçma planları yapar. Ama mağlubiyet sadece futbol içinde değil, kaçma planı yerine çıkıp sahada savaşmayı tercih ederler. Futbol filmleri arasında da en bilindik örneklerden biri olan Zafere Kaçış’ın başrollerinde Michael Caine ve Sylvester Stallone gibi isimler var. Ayrıca futbol efsanesi Pelé de filmin sürprizi.
Futbol, belgesellerin de vazgeçilmez meselesinden biri… Ünlü yönetmen Emir Kusturica’nın da bir örneğini çektiği Maradona’nın hayatını anlatan biyografik örnekler olduğu gibi, takımların tarihi üzerine kurulu filmler de var. En yenilerinden biri geçen yıl Çarşı ile ilgili olan Asi Ruh, burada Beşiktaş takımının tarihinden ziyade artık efsane olmuş taraftarının motive olma biçimleri ile futbolu hayatlarının içerisinde nasıl bir yere koydukları anlatılır. Taraftarlığın hayati bir mesele olduğunu insanların bu uğurda neler feda edebildiklerini gerçek örneklerle gözler önüne seren Asi Ruh, Çarşı grubunun anatomisini çiziyor.
Belgesel, kurmaca, biyografi ya da değil, sinemada her zaman futbola yer var. Burada yer verilemeyen onlarca farklı film sinema ile futbol ilişkisinin değişik biçimlerde anlatıyor. Maradona’nın eliyle gol attığı düşünülen o ünlü dünya kupası maçı hep tartışılmıştır. Maradona ise o elin kendisinin değil “Tanrı’nın eli” olduğunu söylemiştir. Sinemada da futbolun elinin değdiği yerler var, ne de olsa futbol asla sadece futbol değildir.

Kaynak:
http://hertaraf.net/genis-alanda-dar-paslasmalar

_________________
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 14 Kas 2009, 00:54 
Dido
Dido
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2006, 17:12
Konum: Bulutlar.
Alıntı:
Ferenc Puskás (2 Nisan 1927 – 17 Kasım 2006)

Resim



“Kısa boylu ve göbekli biriydi gibi hatırlıyorum. Aynı şeyleri düşünüp onu küçümseyenlerin sonradan başına neler geldiğini, sonradan duydum.”
Sevim Okyay -Radikal


Wembley’de tarihler 1953’ü gösterirken İngiliz Milli Takımı o güne kadar hiçbir resmi müsabakada -kendi evlerinde- yenilgi yüzü görmemişti.

“Şu ufak , şişman delikanlıya da bakın,sahada onu yeriz yok ederiz.”
İngiltere Milli Takımı futbolcularının Macaristan Milli Takımının kaptanı Frenc Puşkaş’ı gördüğünde verdiği tepki işte buydu.
Ufak ve şişman Macar kaptan Puşkaş ile dalga geçerlerken maçın skoru tam bir şok yaşattı İngilizlere.
Maç skoru: İngilitere 3 – 6 Macaristan
Tarihlerinde ilk defa kendi evlerinde yenildiler .İngiltere’yi Wembley’de yenen ilk ekibin lideri Puşkaş’tı…
Peki rövanşta ne oldu dersiniz ?
Her şeyin bir ilki vardı ve futbol rakibi hafife almayı asla kabul etmez. İngilizler bu maçın rövanşı için Macaristan’a gittiklerinde daha ciddi ve dikkatli olacaktı.
Ama Puşkaşlı Macaristan kendi evinde de İngilizler’e futbol dersi verme konusunda daha arzuluydu.
Kazanan değişmemiş ,sadece skor değişmişti.
Maç skoru:
Macaristan 7 – 1 İngiltere
Puşkaş futbol resitalinin yanı sıra her iki maçtada İngilizlere gol attı…

Resim


32 maçta üst üste yenilmeme rekorunu uzun yıllar elinde tutan Macar Takımının gözbebeğiydi Puşkaş. Bu rekora daha sonra Brezilya ve İspanya ortak olacaktır.
Dünya Kupası finalinde Batı Almanya Macarlar karşısında 3-2 öndedir ,sakat sakat oynayan Puşkaş son saniye golünü atar.
Durum 3-3 olur ;ama o da ne ?
Hakem golü ofsayt gerekçesiyle iptal eder.
Ve Batı Almanya hâlâ tartışılan bir golle Dünya Kupasını 3-2’lik skorla müzesine götürür.
32 maçlık rekor sona erer.Bu maçtan sonraki ikinci yenilgilerini ise Türkiye’yi ziyaretleri esnasında alırlar. (Türkiye 3 – 1 Macaristan)
Gerçi daha sonra 8-0’lık bir galibiyetle rövanşı alacaklardı bizimkilerden.

Puşkaş , Arjantinli Efsane forvet Di Stefano ile Real Madrid’e altın yıllarını yaşatır. Alınmadık kupa ,kırılmadık rekor bırakmazlar.Oysa Real Madrid’e olaylı ve sürpriz bir şekilde hem de tam 31 yaşındayken transfer olmuştur.

1995 yılında Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Fedarasyonu- IFFHS tarafından 20. yüzyılın en iyi golcüsü seçildi.

Efsane “Küçük Kardeş” Puşkaş 17 Kasım 2006'da 79 yaşında öldü.

Real Madrid'in stadında Puşkaş için maç öncesi düzenlenen tören:



Sevim Okyay'ın Radikal'deki yazısına biraz kulak verelim:

Gözlerimizle gördük. 1958/59 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Beşiktaş, Real Madrid'le eşleşmişti.
Madrid'de 2-0 yenildik, İstanbul'daki rövanş maçında 1-1 berabere kaldık. Altay'dan gelen Kaya Köstepen'in Beşiktaş'taki ilk golüydü. Yanlış hatırlamıyorsam, Di Stefano İstanbul'a gelmemişti. Ama birlikte karşı konmaz bir ikili oluşturdukları Ferenç Puşkaş buradaydı.
Kısa boylu ve göbekli biriydi gibi hatırlıyorum. Aynı şeyleri düşünüp onu küçümseyenlerin sonradan başına neler geldiğini, sonradan duydum. Ama zaten küçümsemek bizim aklımızdan bile geçmemişti. Ağzı açık hayran durumundaydık, biraz da tedirgindik. Gerçi elendik ama... Ama ne olursa olsun, o, 'Büyük Puşkaş'tı. Ülkesinde “ocsi” yani “Küçük Kardeş” lakabıyla tanınsa da.
****
George Best diyor ki: Bobby Charlton, Denis Law ve Puşkaş'la birlikte, Avustralya'da bir futbol akademisinde ders veriyorduk. Gençler ona(Puşkaş’a) pek saygı göstermedi, kilosu ve yaşıyla alay ettiler...
Sonra, genç oyuncuların yani öğrencilerin hocalardan biriyle iddiaya tutuşmalarına izin verdik, kale üst direğine arka arkaya 10 kez vurabilir mi diye.
Elbette ihtiyar şişman olanı seçtiler. Law onlara, ihtiyar şişman hocanın direğe kaç kere vuracağını tahmin ettiklerini sordu. Çoğu,5'ten az dedi. George Best, 10 dedi. İhtiyar şişman hoca topun başına geldi, ardı ardınca dokuz kere direği vurdu. 10'uncu atışta, topu kepçeleyip havada çevirdi, her iki omuzunda ve başında sektirdi, sonra da topuğuyla vurup üst direği buldu.
Çocuklar dut yemiş bülbül gibi duruyorlardı, sonunda biri onun kim olduğunu sordu
Sizin için ,adı: Bay Puşkaş, dedim.


****
Milli takımdan arkadaşı Nandor Hidegkuti ise:
İçimizde en iyimizdi , diyor. Bir futbol yedinci hissi vardı sanki.
Bin çözüm olsa, bin birinciyi seçerdi; ama Puşkaş, o ülke dışındayken meydana gelen 1956 Macaristan olaylarının ardından ülkesine dönmeyip tedavüle girdiğinde başkaları, özellikle İtalyanlar da onun göbeğine bakıp şüphelere kapılmışlardı.
Yemeyi, içmeyi seven, neşeli bir adamdı.
Biraz fazlaca kırmızı şarap içer, biraz fazla baharatlı sosis yerdi.
Ama harikulade bir futbolcuydu ve inanılmaz bir sol ayağı vardı.


River Plate'den gelme, müthiş Arjantinli Alfredo Di Stefano –Puşkaş için-:
Adam süper bir yetenekti ,diyor.
Hem bir dostu yitirdim, hem de kaliteli bir oyuncuyu. Puşkaş insan ve oyuncu olarak böyleydi çünkü. Gelmiş geçmiş en büyük oyunculardan biriydi …

Derler ki, -Di Stefano-birlikte ilk yıllarında, araları biraz gerginken, ikisinin de eşit golle iddialı oldukları bir gol krallığı durumunda son maçta Puşkaş, kendisi de müsait durumda olduğu halde, Di Stefano'ya pas vermiş. Ondan sonra da araları şeker gibi olmuş. Di Stefano arada bir, daha fazla çaba harcayabilir diye düşünerek onu fırçalasa da... Ne diyelim, Puşkaş, 'Ocsi', göbekli bodur binbaşı, adın hep futbolla yaşasın...

Real Madrid lisansı:

Resim



:marjinal:

_________________
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 04 Oca 2010, 02:33 
Dido
Dido
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2006, 17:12
Konum: Bulutlar.
Alıntı:
Hakkı Yeten (Baba Hakkı) (1910- 1989)

Resim

"Bu formayı bana taraftar giydirdi. Şimdi onlar isteyince de çıkarırım"



Futbolun en amatör ruhla oynandığı dönemler vardı.Radyoya kulak dayayıp spikerin fazlaca abarttığı maçın heyecanla takip edildiği dönemler...
O dönemlerde oynayanların bir çoğu efsaneler köşesinde yerini aldı.
İşte "Baba Hakkı" onlardan biridir.

17 yıl boyunca Beşiktaş formasını giydi ve bu dönemde takım kaptanlığı yaptı.Özellikle disipline verdiği önem nedeniyle kısa süre içinde “Baba” lakabını aldı.

Beşiktaş formasıyla gol kralı da oldu. İngiliz Arsenal'den teklif aldığı ancak kabul etmediği söylenir. Oynadığı 439 maçta 382 gol kaydederek Beşiktaş 'ın en golcü futbolcusu olmuştur. Derbilerde de en çok gol atan futbolculardandır. Hem Fenerbahçe'ye hem Galatasaray'a 30 gol atarak çok zor kırılacak bir rekora sahiptir.
1948 yılında (38 Yaşında) bir maçta taraftarın onu ıslıklamasından sonra
"Bu formayı bana taraftar giydirdi. Şimdi onlar isteyince de çıkarırım"
diyerek futbolu o maçta bırakmıştır. Bütün ısrarlara rağmen fubolculuğa veda etmiştir.

Ona ait enteresan bir çok olay mevcuttur.Bir maça hasta oduğu için damalı siyah beyaz bir kazakla çıkar,kazağı formasının üstüne giyer.Ara sıra Beşiktaş'ın kullandığı formanın çıkış noktası budur.
Resim


Baba Hakkı'yı özel kılan şey sadece futbolculuğu değil sahada taraftar,rakip ve hakemin ona saygı duymasından kaynaklanır.
Bilinen en inanılmaz olaylarının başında kırmızı kart gören futbolcunun önce Baba Hakkı 'ya dönerek, "Çıkayım mı?" diye sorması ve o "Evet" deyince sahayı terk etmesi.

Yine Baba Hakkı için anlatılan olaylardan biri de Harp Okulu ile Ankara'da oynanan ve ilk yarısı 3-0 yenik kapanan maçın devre arasında soyunma odasında BJK'li oyunculara
"Dönüş biletleriniz yırtarım, yürüyerek İstanbul'a dönersiniz" demesiymiş.
Maçın ikinci yarısında Beşiktaş 6 gol atarak maçı 6-3 kazanır.

Baba Hakkı Türkiye'de futbolun amatör ruhunu temsil eden oyuncuların başında gelir.Futbolun kavga veya küfürden ibaret olmadığını aynı zamanda keyif veren bir yapısının olduğunu çok iyi bilen biridir.Ne kadar amatör ruha sahip olduğuna ve sportmenliğine örnek olarak anlatılan başka bir olay ise şu şekildedir. Fenerbahçe ile Şeref Stadı'nın çamurlu ortamında oynanan maçta Beşiktaş 2 farklı skorla önde gitmektedir. Maçın ortasında Beşiktaş atakları ardarda devam ederken orta sahada Fenerbahçe kaptanının yanına gelen Baba Hakkı şöyle der:
"Arkadaşlarına söyle biraz maça asılsınlar bu maçın zevki böyle çıkmaz."
Çünkü Baba Hakkı'ya göre futbol kazanmaktan ibaret değildir...


Baba Hakkı ,Beşiktaş'ta Başkanlık yapmış ,Süleyman Seba ile birlikte Beşiktaş'ın iki onursal başkanından biridir.


:marjinal:

_________________
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını


Çevrimdışı
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !
MesajGönderilme zamanı: 19 Şub 2010, 17:29 
Dido
Dido
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Tem 2006, 17:12
Konum: Bulutlar.
Alıntı:
Moacyr Barbosa - Bitmeyen Ceza

Resim


“İşte bu adam bütün Brezilya'yı ağlattı.”


Moacyr Barbosa ismi pek çoklarımızın belki ilk kez duyacağı ve bu yazıyı okuduktan birkaç saat sonra da muhtemelen unutacağı bir isim olabilir. Ancak Brezilya'da aradan geçen yaklaşık 60 yıla rağmen unutulmamış ve yediği bir gol yüzünden bu kadar uzun sure suçlanan bir isim olarak Brezilyalıların hafızalarında yer etmiştir.

1921 yılında dünyaya gelen Barbosa, Vasco de Gama ile başarıdan başarıya koşarken, Brezilya milli takiminin da kalesini korumaktadır. Topu hissetmek için çıplak ellerle kalesini koruyan Moacyr, 40'li ve 50'li yılların en iyi kalecilerinden birisi kabul edilirken, kimileri tarafından da gelmiş geçmiş en iyi kaleciler arasında gösterilir. 1949 Copa America finalinde Paraguay’ı 7-0 ile geçerek en farklı Copa America finali sonucuna imza atan Brezilya, bir yıl sonra kendi ülkelerinde yapılacak Dünya Kupası’nın da favorisi konumundadır.

İsveç, İspanya, Uruguay ve Brezilya yarı finale çıkar 1950 Dünya Kupasında. Fifa Dünya şampiyonunu bugün uygulanan sistemden biraz farklı bir sistemle belirler. Esleştirip elemeli turlar oynatmak yerine, 4 takimi lig usulü ile karsılaştırarak şampiyon belirlenecektir. Brezilya İsveç’i 7-1, İspanya’yı da 6-1 ile geçerek favori olduğunu bir kez daha ispatlar.
Uruguay ise İspanya ile 2-2 berabere kalır, İsveç’i ise iki kez geriye düştüğü maçta 3-2 ile geçer ve Brezilya maçına şampiyonluk umutlarını taşımayı başarır.

Resim


Final maçına çıkarken şampiyonluk için Brezilya'ya beraberlik yetmektedir. Maracana stadında tam 200 bin seyirci ülkelerinin ilk Dünya şampiyonluğu için hazır bulunmaktadır. Herkes şampiyonluktan o kadar emindir ki, maç sonunda yapılacak kutlamalar için hazırlıklı gelinmiştir stadyuma.

Maçta da her şey Brezilya’nın istediği gibi gitmektedir. İlk yarı 0-0 sonuçlanırken, ikinci yarının baslarında Friaca ile gelen gol şampiyonluğun müjdecisi gibidir. Tribünlerdeki 200 bin kişi yerinde duramamaktadır. Tribünlerin zafer sarhoşudur artık. Ancak Maç henüz bitmemiştir. 66'da efsane Schiaffino sahneye çıkar ve beraberliği getirir takımına.

Maracana'yi bir sessizlik kaplar. Ancak henüz öldürücü darbe gelmemiştir. 13 dakika sonra Brezilya’nın sol tarafını çökerten Ghiggia çok zor bir açıdan yaptığı vuruşla topu adeta iğne deliğinden geçirerek takımını 2-1 öne geçirir. Bütün Brezilya sessizliğe gömülür bu golün ardından. 20 dakika öncesine kadar karnaval havasında olan Maracana'da matem havası esmektedir.

Mac 2-1 Uruguay galibiyeti ile biter ve Dünya Kupası Uruguay’ın olur.

Maçın ardından milyonlarca Brezilyalıyı hayal kırıklığına uğratan sonucun sorumlusu kaleci Barbosa ilan edilir. Kariyeri başarılarla dolu kaleci için de dönüm noktasıdır 16 Temmuz 1950'de oynanan final karsılaşması. Her gecen gün daha da zorlaşır Barbosa'nin hayatı ve adeta cehenneme döner.

Resim



Dışarıya ekmek bile almaya çıkamaz insanların protestosuna maruz kalmadan. “Eğer kendimi kontrol edemeseydim protestolar karşısında, çok önceleri hapishaneyi ya da mezarı boylardım.” diyerek ne büyük bir baskı altında olduğunu ortaya koyar. Maçın üzerinde 30 yıl gemcesine rağmen hala unutulmamıştır Barbosa. 1980'lerde bir markette yaşlı bir kadın yanındaki çocuğa Barbosa'yı işaret eder ve “İşte bu adam bütün Brezilya'yı ağlattı.” diyerek sonraki nesillere aktarır Barbosa nefretini. 1993'de Brezilya Federasyon başkanı bir futbol maçı yorumlamasına dahi müsaade etmez Barbosa'nın. Maracana stadı yenilenirken, golü yediği kale Barbosa'ya hediye edilir. Barbosa giyotini haline gelen kaleyi yakarsa kötü anılardan da kurtulacağını düşünür ancak o ölene kadar peşini bırakmaz yediği golün laneti.

Ölmeden kısa bir süre önce “Brezilya'da adam öldürmek suçu için verilen en yüksek ceza 30 yıl. Ben hatamın cezasını 50 yıldır ödüyorum ve hâlâ hapishanedeyim. İnsanlar hâlâ tek suçlu benmişim gibi benden nefret ediyor. “ diyerek bu gerçeği ortaya koyar Moacyr Barbosa.

7 Nisan 2000'de yalnız ve sessizce veda eder dünyaya.

Yaklaşık 50 kişi katılır cenazesine. Brezilya futbolunu temsil eden kimse olmamıştır cenazesinde. Ertesi gün çıkan bir gazete tek cümle ile özetler kalecinin yaşamını; “Barbosa'nın ikinci ölümü.”.



O kadar güzel anlatılmış ki olduğu gibi ekliyorum. :marjinal:

Kaynak:
http://stereotypeball.blogspot.com/sear ... results=20

_________________
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını


Çevrimdışı
 Profil  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 19 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 1 saat [ GITZ ]


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap: